15 Haziran 2013 Cumartesi

Luis Buñuel'in Kafkaesk Dünyası'nda Bir Rahibe: Viridiana

Franco Diktatörlüğü‘nün sırtını dayadığı komünizm karşıtlığı ve koyu Katolik anlayışın hâkim olduğu bir toplumsal süreçte çekilen Viridiana, bu olgulardan çok, onların toplum tarafından sorgusuzca kabullenilmesini ve egemen güçlerin bu durumu bir menfaat aracı olarak kullanmasını eleştirir. Bu bağlamda filmin ne Tanrı’yla, ne de parayla bir sorunu vardır. O; kurumsallaşmış dinin bireyin var oluşuna ket vurmasının, bireyin dini, gerek maddi gerekse manevi anlamda kendi menfaatine araç etmesinin, burjuvazinin yapay ahlak anlayışının, toplumun, düzeni sağlamak adına bireye dikte ettirdiği davranış biçimlerinin tam karşısında yer alır. 

Hayatını dine adayan ve kilisede ibadet etmek dışında bir şey yapmayan Viridiana da, esasında Kafka’nın kapitalist toplumlarda kurallaşan değer yargıları ve talepler karşısında bireyin kendine yabancılaşmasını ele aldığı yapıtı Dönüşüm’ün esas karakteri Gregor Samsa gibi böcekleşmiş lakin böcekleştiğinin farkına bile varamamış bir kadındır. 


Viridiana: Böcekleşen bir Rahibenin Hikâyesi 

Gregor kanıksanmış ve kalıplaşmış davranış biçimleri içerisinde tekdüze bir yaşam sürerken bir sabah kendini bir böcek olarak bulur. Bu dönüşüm, topluma ve sisteme başkaldırının sembolüdür ve aslında hiç de ani olmamıştır. Onun dönüşümü uzun seneler içerisinde, istekleriyle zorundalıklarının çatışmasını izler ve her seferinde mecburiyetlerinin galibiyetini sindirmek durumunda kalırken, yavaş yavaş başlamıştır. Sonunda kendini kıpırdayamayan bir böcek olarak bulduğunda dönüşümü yenice tamamlanmıştır ve ne gariptir ki, Gregor insan olduğunun farkına da ancak böcekleştiğinde varmıştır! Nasıl Gregor çalışma toplumunun ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına kendinden uzaklaşmışsa, Viridiana da kendini adadığı dinin gereklerini yerine getirirken kendine yabancılaşmıştır. 

Gregor böcekleşerek alışılmışın dışına çıkmış, sınırları aşmış ve rutin dengeyi bozmuştur. Onun feleğin çarkına çomak sokması, aslında hayatın yaşanabilir olduğuna dair farkındalık kazanmasındandır. Viridiana için de aynı durum söz konusudur: O da, aynı Gregor gibi kendini adadıkları uğruna semsert bir yatakta yatmakta, birçok şeyi yapmaktan kaçınmakta ve yine kendine emredilenleri sorgulamadan yerine getirmektedir. Böcekleşme, aslında sorgusuz sualsiz bir kabullenmenin, sisteme boyun eğmenin bir sonucudur ve en üst boyutuna kişinin böcekleştiğinin farkına varmasıyla ulaşılır. Bu noktada kişi artık bir birey olduğunun bilincine erişmiş, kendi arzularına değer vermeye başlamış ve benliğinin farkına varmıştır.

Gregor’un dönüşümü çevresini şaşırtır ve ailesi gibi patronu da, Gregor’un yeniden eski haline dönmesini bekler. Bu geri dönüşüm beklentisi, Viridiana’yı ziyarete gelen rahibelerde de apaçık görülmektedir. Nitekim baş rahibe Viridiana’yı yeniden eski hayatına ve kiliseye dönmesi için ikna etmeye çalışmış, onun geri dönülmez bir yola adım attığını görünce de üstelemekten vazgeçmiştir. Bu refleksif beklenti, kaynağını düzenin devam edeceğine ilişkin sarsılması zor inançtan alır. Toplumun bireye sunduğu davranış biçimleri yine toplum tarafından öylesine kanıksanmıştır ki, birey bunların değişme ihtimalini bile tasavvur edemez. Bu da, her bir bireyin kurallara uysal bir şekilde boyun eğmesini açıklamaktadır. Dümeni sistemin dışında bir rotaya doğru kıran birey, böylece toplumun diğer fertleri tarafından şaşkınlıkla karşılanmakta ve onun tekrar eski haline dönmesi, deyim yerindeyse “iyileşmesi” beklenmektedir. Kafka’nın Gregor Samsa’nın ruhsal dönüşümünü bir böcek metaforuyla açıklaması da esasında toplumun kendi çektiği çizgilerin dışına çıkan bireyleri anormalize etmesinden ileri gelir: Kanıksanan neyse öyle davranıp robotlaşan değil, kendine dönerek ezberletilenin dışına çıkan şaşırtır, onun bu halinin geçici olduğu varsayılır ve tekrar eskiye dönmesi beklenir. Aksi durumda toplum, onu kendinden soyutlayarak farklılıklarıyla yalnız bırakır.

Bireysel Menfaatler Düzleminde Ahlaksallık

Viridiana’nın eniştesinin ölümü üzerine kiliseden ayrılması ve kendini yoksullara yardım etmeye adaması, vicdanını temize çekmek istemesinden başka bir şey değildir. Eniştesinin ölümünden kendisini sorumlu tutan Viridiana, ondan kalan parayla evsizlere evinin kapısını açar. Buñuel bu noktada iyiliğin sevap olduğu için yapılmış olmasını alaycı bir üslupla eleştirmekte, dinin getirdiği ödül veya ceza mekanizmalarının yokluğu halinde aynı davranışların sergilenip sergilenmeyeceğini sorgulatmak istemekte ve insanın ikiyüzlü ahlak anlayışını gözler önüne sermektedir. Zira Viridiana, bir iyiliği bile sevap olduğu için yaparak, insanın her daim kendi çıkarını ön plana aldığının bir örneğini teşkil etmektedir. Kafka’nın Dönüşüm’ünde de ikiyüzlü ahlak algısının izleri görülür. Nitekim Gregor toplumun ondan beklentilerini sorgusuzca yerine getirirken onunla ilişkilerini iyi tutan herkes, böcekleştikten sonra onun çevresinden uzaklaşmaya başlar. Gregor artık toplumsal işlevini yerine getiremeyen, yani değer taşımayan bir varlıktan fazlası değildir. Çalışma toplumu, böylece, bireyi kendinden olduğu kadar duygularından da soyutlayarak onu maddi bir değerlendirmeye tabi tutar: Kişi toplumsal beklentileri karşıladığı ölçüde sevilir ve sayılır, onlardan uzaklaştığı ölçüde toplumdan soyutlanır.

Viridiana’nın yardım ettiği yoksulları küçümseyerek “Hangi birini kurtaracaksın?” diye soran Jorge’un bir sonraki sahnede yük taşıyan köpeklerden birine acıyarak onu satın aldığını görürüz. Farkında olmadan Viridiana’nın alay ettiği davranışının bir benzerini gerçekleştiren Jorge, yapay bir acıma duygusunu ve yumuşatılmış bir kapitalizm algısını sembolize ederken Viridiana dinin ikiyüzlü pratiğini simgelemektedir. Bu bağlamda Buñuel bu iki karakterle gerek kurumsallaşmış dinin, gerekse de burjuvazinin bencil ahlak algısını ortaya koyar. Bunun yanı sıra kendilerine evini açan ve tüm gereksinimlerini karşılayan Viridiana’ya ihanet eden dilenciler de, yine bu algının bir başka örneğini teşkil etmektedir. Dilencilerin başında oturduğu sofrasıyla adeta Da Vinci’nin L’Ultima Cena tablosu resmeden Buñuel, böylece İsa’ya ihanet eden havariye atıfta bulunarak, yine dinin menfaatçi pratiğini gözler önüne serer.

Buñuel, Viridiana’da zıt kutupları bir araya getirerek bu uçlar arasındaki uçurumu yaratan esas olgunun sakıncalı yanlarını alaycı bir üslupla ele almayı amaçlar. Dilenciler, eleştirilen iki olgunun da - burjuvazinin ve kurumsallaşmış dinin – birer ucunda yer almaktadır: Dinin kurallarını çiğnemekle ve yasaklarına aldırış etmemekle dinsiz addedilebilecek bu topluluk, kendini hayır işlerine adamış rahibe Viridiana’nın yaşam biçmine tamamıyla aykırıdır. Böylece Buñuel; dinsiz ile dindar arasındaki ilişkiden yola çıkarak hem dinin bireysellikten uzaklaşıp toplumsallaşmasını, hem de onun vicdan muhasebesine, kendini düze çıkarma arzusuna ve ödüle ulaşma idealine bir araç olmasını eleştirir. Bunun yanında toplumun kaymak tabakasından olan ve standardın oldukça üstünde bir yaşam süren Jorge bir anda evinde yer edinen dilencilerden pek de hoşnut değildir ve birkaç kez Viridiana’yı bu konuda ihtar etmesine rağmen onu kararından döndürmeyi başaramaz. Jorge’un dilencilerle arasındaki kopukluk Franco Diktası’nın 1960’lı yıllarda iyice liberalleşen ekonomisiyle beraber artan toplumsal sınıflar arası eşitsizliği simgeler. Buñuel iki ucun arasındaki uçurumu sadece içerik destekli olarak sunmakla yetinmez, alışılmışın dışında bir kurguyla ilginç bir görsel kompozisyon da yaratır. Bir dilencilere ait görüntünün, bir de evin bahçesinde çalışan işçilerin kırdığı odunların hızlıca ve ardı ardına verilmesindeki esas amaç da iki uç arasındaki uzaklığı belirginleştirmekten ibarettir.

Film, Viridiana’nın Jorge’un odasında o ve hizmetçileri ile birlikte kâğıt oynamasıyla sona erer. Jorge şöyle söyler: “Seni ilk gördüğümde Viridiana, seninle bu masada kâğıt oynayacağımızdan emindim.” Burada konuşan aslında Jorge’dan çok Buñuel’dir. “Alışılmış ahlaka, geleneksel hayallere, duygusalcılığa, toplumun tüm ahlaksal pisliğine karşıyım. Burjuva ahlakı benim için ahlaksızlığın ta kendisidir, çünkü ters kurumlar üzerine kuruludur: Din, vatan, aile ve toplumun diğer direkleri.” diyen Buñuel böylece seyirciye şöyle seslenir: İçselleştirilmeden ve sorgulanmadan kabul edilen her toplumsal kural yıkılmaya mahkûmdur, er ya da geç.

6 yorum:

  1. Son zamanlarda bir blogda okuduğum en iyi yazı. Tebrik ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, beğendiğinize sevindim.

      Sil
  2. Gerçekten çok iyi bir yazı olmuş, tebrikler ve teşekkürler.

    YanıtlaSil
  3. I love Viridiana. And more films of Buñuel stage color, my favorite filmmaker.

    Congratulations, Tuba, your blog is excellent!

    YanıtlaSil