1 Ocak 2013 Salı

Black Swan: Her şey zıddı ile kaimdir


Nina. Naif, kırılgan bir genç kız. Her adımı hesaplı, hayatı tek odaklı. Annesinin kontrolcü, baskıcı tavırları bastırmış içindeki siyah tarafı. Öyle narin, öyle ürkek ki kimse inanamıyor zıtlıkları bedeninde ve ruhunda taşıyabileceğine. Oysa hırslı. Mükemmel olacak, sonra da kendi yarattığını yok edecek kadar hırslı.

Yatağından taşmak isteyen bir akarsu gibi, çevresine çizilmiş sınırları aşmak, duvarlarını kırmak istiyor o da. Bastırıp içinin derinliklerine ittiklerini çıkarmak, avazı çıktığı kadar haykırmak istiyor. Durmadan kusuyor, parçalarcasına kaşıyor vücudunu, tırnak aralarını kanatıyor. İçindeki Siyah Kuğu özgürlüğüne kavuşmak için sabırsızlanıyor.


Lily, onun yıllarca içinde tuttuğu bütün o karanlıklara bir ayna oluyor adeta. Nina onu bir düşmanı gibi görüp, onunla savaşırken, kendi içinde bir kıyamet başlatıyor aslında. Nice korkular, paranoyalar yaşıyor; o, daha fazla taşıyamadığı beyaz maskesini bir çırpıda söküp atamazken yüzünden, siyah olan tepiniyor içinde, sıkıştığı yerde. Sonunda dayanamıyor, önceleri içindeki karanlık tarafı reddederken, şimdi beyazdan arınmaya çalışıyor. Lily’ye sapladığını sandığı o cam parçasını aslında beyaz kuğuya saplıyor.

Keskinliğiyle kırılgan tarafını törpülüyor, hırsıyla masumiyetini köreltiyor, siyahıyla beyazını boğuyor. Kendinden zıttını doğuruyor ve simsiyah bir kuğu olup süzülüyor sahneye. Gözleri kıpkırmızı, öfke saçıyor, nefret püskürtüyor. Gösteri bitince Lily gülümsüyor ona. Anlıyor ki kendisinden başkası değil düşmanı, engelleri hep kendi koyuyor önüne. Aynaya bakıyor, kara maskesini düşürüp beyaza bürünüyor bu sefer de. Lakin beyazı lekeli, artık biraz da karanlığından taşıyor. Ak ve kara, Nina'nın ruhsal girdaplarında birbirine karışıyor ve birlikte var oluyor, sessizce.

Hem beyazı, hem siyahı kucaklıyor böylece Nina son sahnede. Baş etmeye çalıştığı, içinde yaşattığı iki zıt insan arasında gidip gidip geliyor, o ince çizgide yapıyor balesini. Öylesine gerçekçi dans ediyor, öylesine yaşıyor ki her adımını, yere düşerken fısıldıyor: “Mükemmeldim, mükemmel hissettim.”

*

Nina’nın doyumsuzluğunu, zirvedeki yalnızlığını, içindeki çatışmaları, mücadelesini izleyince insan düşünmeden edemiyor…

Hangimiz düşürebiliyoruz içimizde onlarcasını taşıdığımız maskelerimizi, hangimiz tek bir tanesini takıp sonuna kadar gidebiliyoruz hayatın? Beyaz ne kadar karanlık aslında, ve siyah ne kadar aydınlık?..

2 yorum:

  1. Ne güzel anlatmışsın. CİDDEN.
    Kimse siyah da değildir beyaz da, hepimiz gri tonlarındayız. Kimimiz daha açık renkte, kimimiz daha koyu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim güzel yorum için^^ Önemli olan içimizdeki karanlığı da aydınlığı görüp yücelttiğimiz gibi kabullenebilmek aslında. Her sorunun kökeninde bir kabullenemeyiş yatıyor.

      Sil